11 Kasım 2011 Cuma

hikayeciğin sonu...



O yönde giderken işlerin daha çok sarparsardığını farketmeye başladım. Sanki başımda fazladan bir ağrı daha vardı ve bu ağrıyı matrix ceketli adamda çekiyor gibiydi. Yüzü ses yaklaştıkça daha da fazla donuklaşıyor ve acı çektiyordu. Neden gidiyoruz lan biz bu sese doğru dedim? Matrix ceketli adam kısa ve net bir şekilde, kaderin bizi götürdüğü yere, seç kendi kaderini ve yaşa dedi. Beynimden vurulmuş gibiydim. Son 15 dk’dır yaşadığım herşey bana o boş yaşamımdan ve çektiğim acılardan daha fazla acı vermişti. Gönül adamıydı bu adam ve hissediyordum gittiğimiz yerde daha da fazla acı çekecektik.. x6 nın oradan gürültüler geliyordu bi anda koşmaya başladım ama matrix ceketli adam kollarını açmış sanki onları bekliyor gibiydi. Gecenin o kör karanlığında gene o ceketinden bir şişe daha votka çıkartmış deli gibi içiyordu. “lan bu nasıl bir bersek lan” demekten kendimi alı koyamadım. Bir anda farkettim ki parlıyordu sanki o kız gibiydi, para gibi değildi.. Yanına koştum bir gecede bu kadar olaydan sonra yanımdan kaçıp gidecek o sahte arkadaşlıklarımdan birini değil benimle aynı kaderi yaşadığım insanın yanına gitmeliydim ve hayatımda ilk defa cesur olup bazı şeyleri paylaşıp göğüs germeyi öğrenmeliydim. O sırada farkettim ki bende parlıyorum herşey sanki aşırı kararmış gibiydi. Tam o sırada hiç beklemediğim birşey oldu. Adamlar geldiğinde bizi kutluyorlardı. Matrix ceketli adam herkeze votka dolduruyordu. Meğer o x6’daki adam büyük bir mafyanın başıymış. Halk kahramanı gibiydik. Herkez herşeyi bize veriyordu. Kendimi bir mesih gibi hissetmiştim ki matrix ceketli adam kafama bir şişeyle vurana kadar..
Rüya mıydı yoksa gerçekmi hatırlamıyorum ama kalktığımda bomboş bi dünyadaydım. Sadece 3 kişi vardı. Ben,matrix ceketli adam ve o kız… o kızı unutamıyordum. Onun kadar parlak olabilen bir şeyi hayatımda görememiştim. Sanki bizim acı çeken ama her zaman gerçekleri söyleyen bir yansımamız gibiydi. Kabullenemediğim her şeyi bana söyleyip alaycı bir şekilde yüzümüze gülücek gibi duruyordu. Matrix ceketli adam tam bunları düşünürken şunları dedi;

-      Gitmem lazım dude, artık görevim bitti.
Ne demekti ki bu?
Ne saçmalıyorsun demek geçti içimden ama sustum..

Sadece 2’miz vardık artık. Ben ve o kız. Artık kaderin bizi hangi çıkmaza götürdüğünü bilmeden gidiyordum. Sadece özgürdüm bunu iliklerime kadar hissedebiliyordum..

26 Eylül 2011 Pazartesi

hikayecik

o gece çok içmiştim, bardan kalkıp gitmek istiyordum, ama galiba zor yürüyordum yalnız, bir şişe efesin bana eşlik etmesini istedim. sokakta bira şişesiyle gezmenin yasak olduğunu biliyordum, barlarla dolu sokakta, yollar ıslaktı barların loş tabela ışıkları yerlere yansıyordu. kimseyi siklemeden biramı içmeye devam ediyordum. köşede matrix çeketli bir eleman vardı. ilk bakışta 60 yerinden bıçaklayasın geldi ama iyi bir çocuk gibiydi. arkasından yavaşca yaklaştım.. telefondan durum girmekteydi.. " yahu herkezin icinde de ne yazarlik varmis ha. hepiniz mubarek dokturuyosunuz gece gece ".. bira şişesi o an elimde magnum gibi göründü, bilmiyorum alkolün tehsiriydi galiba. dudaklarımdan şu kelimeler döküldü, iğrenç bir aksanla. 

- şat tı fak ap !

‎- hıı " dedi matrix ceketli adam..
- utanmıyor musun ulan burada durum girmeye
- yok abi ne utanıyım, işimiz bu
- hadi ya başka işlerin var mı senin ?

matrix ceketli eleman yavaşca ceketini iki yana ayırdı, envai çeşitte keyf verici madde vardı, her zevke uygun bir adamdı. ceketinin sol tarafı tüm rusya'yı iki gün sarhoş yapabilecek kadar alkolle doluydu. saşırmıştım, elimde ki bira şişesi bir anda şat bardağına dönüşmüştü. halen şaşkındım. sağ tarafında ise tüm abazanlara yeticek kadar kız vardı.(şişme) şaşırdım, üstelik bu adam ali ağaoğlu gibi gülebiliyor, ve laflar edebiliyordu. gözlerimi ovuşturdum. başıma gelebilecek en iyiyle kötü şey buydu. benimkinden daha iğrenç aksanla, matrix çeketli adamın dudaklarından şu kelimeler döküldü,

- kam'on dude, yu vana parti ?

 parti isteğini kabul etmek zorunda kalmıştım, beni meraklar içine sokan bu adamı tanımalıydım. sokakta adım atarken, sanki daha önce bunları yaşadım gibi hissettim, tüm dejavuların amg dedim.. matrix ceketli adamla yürümeye devam ederken, ıslak kaldırıma oturmuş bir kız gördük. ikimizinde ağzı açık kalmıştı, neredeyse çıplak gözle bakamıyacak kadar parlaktı, sonra ışık kayboldu ve daha önce hiç bu kadar güzel bir kız görmemiştim. ceketli elemanda benimle aynı fikirde olmalıydı.. kızın göz yaşlarından makyajı akmıştı, yağmurdan da saçları ıslanmıştı.. birden matrix ceketli adam onun yanına doğru yürümeye başladı, dizlerinin üstüne çökmüştü. bir kaç kelime konuştu güzel kızla, böyle bir adamdan böyle etkileyici şeyler görmek beni şaşırtmıştı.. kız göz yaşlarını silmişti. matrix ceketli adam bana doğru yürümeye başladı, adımlarını hızlandırmaya başladı, galiba beni kesicekti. ve birden durdu. ceketini arkasına doğru batman gibi savurarak döndü. kıza doğru yürümeye başladı. gözleri bir aslanın ki gibi parlıyordu. kızı belinden kavradığı gibi yanında duran çöp kontenyırnın içine attı, kapağını sertçe vurdu.. çöp kontenyırını, zincirini koparmış hayvan gibi tekmeliyordu. kızın kedi gibi bağırması ona sapıkça haz veriyordu, korkumdan arabanın arkasına saklandım.. ha siktir dedim bağrarak, adam bir anda dünyanın en iyi erkeğinden, berserk moduna girmiş bir iblise döndü..
martix ceketli adam bağrıyordu;

- lan ne kadar bağrırsan bağır, benim kalbim kadar bağramazsın,

gönül adamı olduğunu farkettim,

- sarışın adam bu gece bütün, alkoller bizim..

böyle bir yaratık ve kafa adam daha önce görmemiştim, bağrarak;

- wat dı hel iz goying on ?

bu sözlerim onu durdurmaya yetmişti, eski türk filmlerinde orospuların suratına tükürür gibi tükürdü çöp tenekesine. omzuma elini koydu gidelim buradan dedi.. nasıl olmuştu da bu adam böyle davranmıştı anlayamamıştım. gideceğimiz yere bir 3 sokak kalmıştı..yeni girdiğimiz sokakta bir kaç adım atmadık, öyle bir ışık parladı ki, az önceki yanında ateş böceği gibi kalıyordu. " lan yine mi bu yaratık birine saldıracak " dedim içimden.ikimizde yine ağzı açık şekilde olup biteni izlemekteydik. tamamen yanılmıştık, parlayan aslında paraydı. yanımızdan süratle bir x6 geçti parlayan aslında angel eye farlarmış. geçerken üstümüze öyle bir su sıçrattı ki, kurbağa dönmüştük. " şükürler olsun ki, ucuz yırttık " demeye kalmadı. martix ceketli adam bir saniye duraksadı, sanki zaman yavaş akmaya başlamıştı. elini ceketinin sol cebine attı, korkudan yine siper almıştım. eline bir litrelik bir votka şişesi almıştı onunla ne yapabilirdi ki 30 40 metre uzakta ki arabaya.. elindekini öyle savurdu ki, ben daha önce böyle bir şeyi tsubasa izlerken görmüştüm. votka muz gibi bir istikamet izleyerek kos kocaman x6'nın arka camında patlamıştı. camın patlamasından ürken adam, az önce kalktığım barın içine girmişti. bağrış sesleri olmadığına göre geberen olmamıştı. bu biraz rahatlatıcı olmasına rağmen kazaya sebebiyet verdiğimiz araba için ömrümüzü satsak yeterli olamazdık..

kafamı yaratığa doğru cevirdim, sırtı bana dönük bir şeyler fısıldadı.

- tanrıya inanır mısın sarışısın adam ?

- ay em not e kafir but not yet e mümin !

Damn dreams.

ne dediğimi bilmiyordum, çok şaşırmıştım, korkmuştum. gözlerime inanabileceğim hiç bir şey yoktu ortada. bunların hepsi kötü bir şaka olmalıydı. yada bir rüya, yada fazla içmiştim o akşam. bu adam neyin nesiydi lan !

- bunu yapmalıydım
- neyi ?
- bunun bedelini ödemeliydi
- bizim götlerimizin bedelini kim ödeyecek ulan !
- sakin ol sarışın adam, in god we trust
- ne gadı ne trastı lan !!!
- bunları düşünme sarışın adam, keyfimize bakalım

her yer bunalıklaşmıştı. " keyfimize bakalım " binlerce kez beynimde çınlamıştı, her hücresine girdi bu kelimeler.. 

- evet keyfimize bakmalıyız..

neden burda içtiğimi hatırlattı bu adam bana, tekrardan.. beni bu hale sokanları hatırlattı. saklandığım arabanın arkasından doğruldum ve yakamı silktim.. 

tekrardan yürümeye başladık, hiç bir şey konuşmuyorduk. gecenin sessizliğini, adeta " hayatımı siktiniz " ulan dercesine inleyen bir elektro gitar bozdu.. acaba bizi yine nasıl bir macera bekliyordu. matrix ceketli adamla yavaş yavaş sese doğru yönelmeye başladık.. bu beni korkutuyordu,

- damn vill gad sev as ?


6 Temmuz 2011 Çarşamba

Takıntılar

Takıntılar insan hayatının en önemli parçalarından biridir bana göre. Sizi siz yapacak denli şeyler sunar başka insanlara. Tamam belki çok iyi bir olay değil insanı deliliğe kadar götürüyorlar ama size özgü birşey olması en azından daha iyi şu tek düzeleşmeye başladığımız günlerde...
Örnek olarak kendi takıntılarımdan bahsedeyim diyorum. Mesela sigara üzerine çok fazla takıntım var. Dünyanın en pahalı veya en güzel sigarası sunulsa dahi bir kere tadıp beğenmediysem içemiyorum. Malbuş’çularla halen o yüzden hafif bi tartışma halindeyizdir. Ben Monte Carlo Red içiyorum ha bulamadığımda Samsun 216. 2’side en azından düzgün sigaralar bana göre. Milletin saçma salak yorumları altında ne kadar çok eziliyor olsalar da bence çoğu pahalı markadan iyiler. Konuya geri dönecek olursak, Mesela sigaradan ilk aldığım fırt %99.9 içe çekilmeden dışarıya gider. 2. 3 .’den sonra içime çekmeye başlarım. Sigarayı ilk başta yakmadan ağzımda tutarım bi süre. Yürüyerek içemem bu zıkkımı. İllaki 2 dk bi yerde ya oturucam yada bekleyecem. Yürürken içtiğimde zevk alamam ben bana göre. Mesela sigaradan keyif almamaya başladığım zaman 3 fırtlık bi kural işlenir bende. Son 3 fırtımı alır söndürürüm, tabii bu normal bitirmelerde de dahildir. Her zaman son 3 fırt çekilir ardı ardına. Sigara izmarite kadar içilmez bence, yazıya tam gelince söndürülmelidir. Söndürülen sigara yamuk yılık değil elden geldiğince düz bir şekilde sönmelidir, eğip izmaritin ağızlık tarafıyla bastırarak söndürmekten nefret ederim. Hele hele o söndürme sonrasında hiç bir şekilde izmaritte yada kül tablasında yanan sigara kalmamalıdır. Hepsini itina ile söndürdükten sonra rahat edebilirim ancak...
Türlü elektronik eşyalarda hepimizin herhalde kombinasyon takıntıları vardır. Bende özellikle Müzik seti, tv ve ses göstergesi olan her türlü alet edevatta çift sayıları yakalama yada süre gelen rakamları tutturma isteği vardır. İçim rahat etmez bir türlü. Mesela cep telefonlarında mesaj hafızam 2000 ü tam vurduğunda komple silerim mesajları tek tek yada başka rakamlarda değil sadece 2000’de. Telefonun hafıza kartı çıkınca genelde wallpaper melodi vs gibi ayarları 0’lanır. En nefret ettiğim bi olaydır. İllaki o telefonda mesaj sesi de arama sesi de wallpaper ‘da hep aynı kalmalıdır. Saçma salak nokia tune vs. Çalmasından nefret ederim telefonumdan, Bi ara samsunglarda aynı vaka vardı çünkü 4-5 tane melodiyi (e250’lerin patladığı zamanlar) telefonlarına koyan akıllı Samsung çalışanları, başka bir alternatif bırakmadıkları için herkez o ara aynı melodilerle karşılaşıyordu. 3310’un patladığı zamanlardaki kapak krizi gibi düşünün biraz bu olayı. Devam edeyim ben, telefonum her daim yanımda olmalıdır benim. Şarjı tam, elimi attığımda hemen görebileceğim bir yerde, mümkünse sesli bi konumda. Hani bazı insanların silahsız gezemedikleri gibi düşünün telefonsuz kendimi cidden çıplak gibi hissediyorum. Komünikasyon hakkımı ve insanları aklıma düştükleri her zaman aramak hoşuma gidiyor ben ne yapayım?
Gitar çalarken ise işler biraz daha değişiyor. Jag gitara bağlanmadan önce illaki askılıktan geçmeli, nizami bir şekilde durmalıdır. Pot’larım düzgünce yerleştirilmiş herşey nizami olmalıdır. Mesela tek bir tür pena kullanabiliyorum. Başka bi pena kullanamıyorum kullanırsam elim ayağım tıkanmış gibi oluyorum. Penamla aramda çok güçlü bi bağ var. Ha bu arada herkeze öneririm: “Ibanez Paul Gilbert Signature” çok stabil ve rahat bi pena. Argo olacak ama pena emmeye de geliyor gömmeyede. Ne türe çekerseniz orda varlığını hissettirebiliyor. Elime pena almadan önce illaki bir süre o penayı parmaklarımda çevirmek zorundayım yoksa çalamıyorum. Bu çevirmeler bazen 5-6 dk’yı varan sürelere ulaşabiliyor.
                Yeni bilgisayar aldığım bu günlerde asıl problem ekranımın parlaklığı. Oyun harici ne yaparsam yapayım o parlaklık 0 da olmalı. 1 dk bile dursa gözlerim sanki oyuluyormuş gibi geliyor. Tek oyunda değiştiriyorum ayarı zaten o da önceden olan presetlerde var. Sizde de oluyor mu bilmiyorum da şu bilgisayarın ekranında birşeyler aramadan önce, biriyle konuşurken yada sadece can sıkıntısından “sağ klik” + “,Yenile” yapıyormusunuz? Bende ağır takıntı haline gelmiş durumda bu .
                Eski sevgililerimle ilgili olan herşeyi 30 yıl geçse dahi üstünde atmama takıntımda var. Atılması gereken şeyler eyvallah da sonuç olarak birşeyler yaşamışsın iyi yada kötü bitmiş ama bunun o zamanlarda sana verdiği mutluluk ve o zamanlardaki önemi,değeri paha biçilemez olduğundan atmaya kıyamıyorum desem yeridir. Alınan hediyeler vs. Düzenli bir şekilde kimsenin elleyip göremeyeceği bi biçimde saklıyorum. Özelim lan kimseler görmesin isterim en doğal hakkımda bu yani. Haksızmıyım??
                Herhangi bir elektronik eşya satan mağazaya gidince ( Best Buy, Mediamarkt, Vatan, vs.), ki o atari salonları zamanlarını hatırlayanlar varsa yanınıza gelip duran illaki bi velet olur. Abi o adam böyle dövülecek, şurda şunu yapacaksın, abi geçemiyorsan versene. İllaki orda senin götünün dibine girme çalışmaları oyununa müdahale etme isteği had safhada. Bu veletlere karşı tahammülüm hiç yok. Ağır bi şekilde bunları dövme, korkutma ve kaçırma takıntım var. 2 dk orda oyun, ürün deniyoruz yada gidip eğlenmeye çalışıyoruz. Gelip zevkimin içine sıçan adama karşı tahammülsüzüm. Arada ekrana kadar gelmiyorlar mı birde açım kapanıyor daha da bir gıcık oluyorum, rage’ye bağlıyıp hepsini dövüyorum olmuyor. Sonra 2 saat veletlerin aileleriyle uğraş vs...       
                En büyük ve en saçma denilebilecek takıntım. Birisi benim eşyamı kullanıyorsa, yakınlık seviyesi ne olursa olsun umrumda değil, rica etmesini bilmeli. Bi insanın eşyalarını kullanıyorsan o adama saygı duymak zorundasın. Belki senin paran bok olabilir ama ben 11 sene bekledim mesela sadece kendime ait düzgün bi bilgisayar almayı. Şimdi birisi gelip la bu ne la diyip dalsa direk ayarlarımı vs. Kurcalasa onu eşşek sudan gelinceye kadar döverim. Ellemeyin arkadaşım benim eşyalarımı benden izinsiz!  Zaten ben size her konuda derim abi keyfine bak takıl vs. Diye 2 dk sabret bekle .mına koyayım. Benim mallarımla aramda (özellikle gitarlarım, elektronik eşyalarım ve kitaplarım) özel bi “kullanıcı-eşya” ilişkisi vardır. Benimsemediğim, sevmediğim birşeye para verip almam. Trilyon kere araştırırım. O konuda gerçekten bilgi sahibi olduğumda alırım o ürünü. Ondan çok bilmiş bi herif olduğum söylenebilir. Doğruluk payı çok yüksektir.
                Bu yazı iyi oldu tekrardan baktımda sigara dışında özel bi takıntım yokmuş ya. Klasik her insanda olabilecek takıntılara sahibim. Şaka maka mutlu oldum baya. Eğer sizinde extreme takıntılarınız falan var ise buraya yazın. Okumak hoşuma gidecektir, en azından yanlız hissetmem kendimi emin olun J
              
  Biterken çalıyordu: Symphony X – King of Terrors

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Unknown...

Ailenizin mükemmel olduğunu, sevdiğiniz insanların asla hata yapmadığını, çevrenizdeki herkesin masum olduğunu, bütün düşüncelerinizin doğru olduğunu, çok başarılı olduğunuzu ve hayatın harika olduğunu düşünerek yaşamak kolay. Siz ölene kadar karşınıza çıkıp bunların gerçek olmadığını kanıtlayan binlerce detayı yok saymayı ve umursamamayı başarabilirseniz elbette... Böyle yaşayan insanlar o gerçekleri kapattıkları tavan arası ağırlıktan başlarına yıkılıncaya kadar sorunsuz yaşayabilirler ancak. En küçük terslikte altında kalırlar onca birikmiş pisliğin. Oysa hayatı olduğu gibi kabullenip gerçekle zamanında yüzleşen insanlar belki zaman zaman daha mutsuz olur ama asla her an başlarına çökebilecek iskeletler ve günahlarla dolu tavan araları olmaz. İşte bir şeyleri sorup cevapları duyduğumda yüzümü ekşitiyorsam, duyduklarımı sindirmek için biraz zamana ihtiyacım oluyorsa bazen ama sonunda mutlaka toparlanıyorsam bu yüzdendir. "Bunları bilmene ne gerek var?" diye sormayın, sonra tepeme çökmelerini istemiyorum. Soru işaretleriyle yaşamaktansa bazen surat asmayı tercih ederim.

Reklamlar

                Bu ara şu telefon reklamları aşırı dikkatimi çekiyor. 3 büyük özel telefon kuruluşu da Türkiye’nin bilinmiş komediyenlerini ve müzisyenlerini çıkartıyor. İşin komik kısmı hepsi artı 3 aşağı 5 yukarı aynı oldukları için farklı yönlerden birbirlerini bertaraf etmeye çalışıyorlar. Sonuç olarak Aslında baya komik şeyler çıkıyor ortaya... Aslında Çok komik değil trajikomik desek daha doğru.
                İlk başka Turkcell’den başlamak istiyorum. Çok bi bilgim yok ama şu anda Türkiyedeki en eski özel telefon kuruluşlarından birtanesi oldu. ( Telsim Vodafone olunca o durumu da kaybettii hoş ilk cep telefonu Türkiyeye geldiğinde Telekom bunu sağlıyordu, altyapıyı oluşturup özelleştirdikten sonra durumlar bu hale geldi.) Adamlar herhalde kurulduğu günden beri trilyon tane komediyen koydular reklamlarına. En aklıma gelen şu anda Gülse Birsel ve Haluk Bilginer reklamlarıdır. Hoş bu ara 3 koldan devam etmekteler. Mesela Şahan Gökbakar (soyadını bilmiyorum yanlış yazmış olabilirim) Öztürkcell diye rakip oluşturmaya çalışıyor vs. Turkcell de o ayakta kendi farkını göstermeye çalışıyor. Onu geçiyorum Artık maddi olarak çok yakın olduğu için Turkcell işi ses kalitesi ve 3g üzerinden yürütmeyi deniyor. Pek başarılı olduğunu söyleyemem. Özellikle 89-90-91 doğumlular daha iyi bilirler, Turkcell bi ara ciddi anlamda piyasayı elinde tutuyordu. Benim bile halen Turkcell ‘im bi kenarlarda durur.
                Avea ise daha farklı bi yolu denedi. Ata Demirer’i kattı bünyesine şimdi pek aktif olduğu söylenilemez. Zaten zamanında öğrencilere özgü yaptığı kampanyalarla çoğu öğrenciyi kendi saflarına çeken avea memnun mesut yaşıyor halinden. Halen ses kalitesinin iyi olduğu söylenemeyen avea daha çok 5000 sms ‘ten sonra ivmelendi diyebiliriz herhalde. Reklam olarak zaten çok iyi bilmiyorum pek iyi bi reklam ajansıyla çalıştıklarını düşünmüyorum. Genelde vasata yakın reklamları. Avea’nın tek beğendiğim yönü hata yapmasıdır. 5000 sms alırsın sana 50000 verir yada 2 katını. Liran biter internete sınırsız girebilirsin. Salak avea bu saçma hatalarını halen devam ettiriyor mu bilmiyorum da zamanında çok arkadaşım mutlu mesut internette takılmıştı bu yüzden. Tabii her zaman güldürmüyor. Aynı mesajın 150 kere gelmesi, bazen delirtecek cinsten saçma salak arama yapamaması, mesajların farklı insanlara iletilmesi gibi problemleri halen devam etmekte...
                Piyasaya yeni girdi diyebileceğimiz bi Vodafone var. Telsim’in hisselerini alıp direk kendi ismini basıp başladılar olaya diye biliyorum. Vodafone’nun tek iyi yanı gerçeği söylemek gerekirse zamanında Telsim’in Turkcell’le yaptığı anlaşma gereği, doğu tarafında fazla baz istasyonları olduğu için halen doğuda en çok çeken firma Vodafone’dur. Turkcell genelde daha çok Batı ve büyükşehirlerde etkindir. Halen İzmir’de bile Vodafone’nun çekmediği çok yer görmüşümdür. Reklam olarak Şafak Sezer’le anlaşan Vodafone’nun reklamları cidden akılda kalıcı. İster istemez herkezin aklında bi “kırmızı!” imajı soktular. Şafak Sezer’i gizliden Turkcell’in başkanı yada sahibi konumuna sokan reklamlarını çok net hatırlıyorum. Vodafone biraz daha esnaf üzerinden işi bitirmeye çalışıyor. Öğrenci veyahut gençler için twitter ve facebook hesaplarını ücretsiz kılıp interneti de baya uygun tutuyor.
                Bunların harici bu işten pay çıkartmaya çalışan birde TürkTelekom var. TürkTelekom’un sistemi çok farklı. Kendi özel bi sağlayıcıları yok. Avea, Turkcell ve Vodafone’dan anlaşmalı olarak onların sağlayıcılarını kullanıyorlar. Bi aksiyon oldukları yok. Başarı olarak birşey diyemem denemedim ama ev telefonu gibi çalışıyor olması çok ta makul olmadığının işaretidir bence. Zaten TT Net belasını hepimiz çektiğimizden bu işte pek başarılı olduklarını da düşünmediğimize eminim.
                Şimdi asıl gelelim komik olan noktaya, 3 veyahut 4 tane telefon şirketinin hep kendi kampanyalarını yapmasına diyeceğim birşey yok. Ama gidip Cem Yılmaz’ı, Ata Demirer’i, Şafak Sezer’i,Şahan Gökbakar’ı çıkarttığınız reklamlarda en ufak gülünecek bir olay yok. Sonuç olarak oy muhteşem lan bu dediğiniz kampanyanın en ufak bi aşımında beklediğiniz paranın 5 katı bi fatura gelmesi emin olun bizim yüzümüzü güldürmüyor. Götümüze giren şemsiyenin acısıyla size daha fazla küfrediyoruz başka bi işe yaradığını düşünmeyin. Daha da komiği 25 lira diye başladığınız kampanya zaten en fazla 1 yıl sürüyor. İllaki 10 ila 15 lira arasında zamı yiyoruz. Hadi bunlarıda geçtim ulan hattı alırken lütuf gibi 65 lira gibi bi rakamın direk vergi ayağına bize sokulmasına da karşıyım. Adamlara dediğinde sizin için 12 taksit yapıyoruz bıdı bıdı demesine de ayrı bi kılım zati. Bi bok yapıyorsunuz bari doğru düzgün yapın.
                Eski sistem güzeldi. Telefonlarda internet falan yoktu basitti lan telefonlar arar konuşma yapardın, kontör vardı ilk başta bitince alırdın 100 kontör 9.5 milyondu. Şimdi 100kontöre tekabul eden lira 25 milyon. Ee tamam hadi zaman falan da ee yani girmesin bu kadar da sokmayın bi zahmet. Mesajlar 1 kontördü, aramalar 10 saniyede 1 kontör giderdi. *123# vardı. Onu bilmeyen 2277 yada 9333’ü arardı. Özlüyorum valla aramaya korktuğumuz şu boktan çaldırma tribinde takıldığımız günleri... Yok bir daha düşündüm de Çaldırma tribi cidden kötüydü onu es geçin...

Biterken Çalıyordu: Teoman - Doktor

Bungunluk

                Bu ara bi keyifsizim anlamıyorum. Belkide havadan artık diyip geçiştiriyorum kendimi. Üstüme geliyor sanki herşey... Garip. Alışamadım bu ruh halime. Kendimi aşırı sıkıcı ve bungun bi insan gibi görmeme sebep oluyor bu durumlar. Bugün yazasım geldi öylesine yazıyorum. Aklımdakileri bi sıra mıra olmadan bodoz yazıcam artık kimse kusura bakmasın. Zaten bu blog’u okuyan adam sayısı 2 kişi olduğundan günlük namına birşey oldu gibi geliyor ya bana neyse.
                Biz 2 kişiyiz. Tamam başkaları da var da biz genelde 2 kişi takılırız 2 kişi yemek yeriz. Ahmet Kaya’nın “Ah ulan Rıza”’sı durumları vardır biraz bizde Atayla. Paramız varsa gider Rakı içip sohbetini yaparız. Hoş zaten güzel olan da odur. Bira muhabbeti neyin nesidir abi? Tamam eyvallah güzel de sevemedim gitti şu birayı. Abi içtikçe içiyorum bi aksiyonu yok. Zaten sarhoş olma eşiğim açık ve net bir şekilde artmışi bugün farkettim. Gidip 3 kadeh rakıyı sek şekilde fondip yapmama rağmen kafamın en hafif şekilde değişmemesi canımı çok sıktı. Yahu eskiden ne güzeldi 2 3 tane içince keyiflenirdim. Artık alkole daha fazla para mı vermem gerekecek yani?
                Bugün gidip Kordon’da çimenlerde rakı günü yaptık. Diyorsunuzdur şimdi ee problem ne? İnsanlar... İzmir gibi bir yerde bile yanınızdaki insanlara yüzsüz yüzsüz laf edecek insanlar olabiliyor. Mesela bugün saat 22:30 sularında yaşadığımız iş gibi. 2 3 tane nerden geldiği belirsiz sümüklü sübyan ayan beyan yanımızdaki bayan arkadaşlara elle taciz girişiminde bulunmak istedi. Lan İzmir yahu burası yani bilmiyorum bana çok uçuk geldi beklemediğim birşeydi. Yani sizce de garip değil mi? İzmir’de Kordon’da lan polislerin cirit attığı ve Türkiye’nin belkide en saygılı yada nasıl desem en hoşgörülü şehrinde olan bi olay bu. Diyorum o zaman olm İzmir’de bile durumlar böyleyse İstanbul yada Ankarada durumlar nasıldır diye...
                Abi çoğu insanlardan tiksiniyorum. Çok fazla insan tanıyorum. Tamam kusursuz insan olmazda kişiliksiz insan çok sayıda var bu ülkede. Miğdem kalkıyor o kadar fazla saçma salak ve iğrenç olaylarla karşılaşıyorum ki... Ya en basitinden bi mantık vardır. Yani kızlarda durum şöyledir: Kızlar yüzüne gülen ve her şeyi doğru söyleyen başka bi kızı yadırgarlar çünkü kuyusunu kazacak yada arkandan bi iş çevirecek gibi gelir. Asıl bazı şeyleri saklayan kızlardan korkmazlar mesela: yarınki sınav ne olacak ya ben doğru düzgün bakamadım. Cevap: canım aynen bende yaa takmıyorum artık çan man bişi yapar geçeriz... Diyaloğun gerçeği aslında şudur: Yarınki sınava köpekler gibi çalıştım ama kendime hiç güvenim yok ne yapcam ya? Cevap: Ya ben 7. Tekrarı yapıyorum artık giren sana girmiş geçmiş olsun. Erkeklerde iş basittir. Bi adam sana yamuk yapıyorsa yada tezgah çeviriyorsa kesinlikle belli eder. Zaten erkek mekanizmasıdır. Hemcinsinin yalanlarını çok basit anlayabilir. Problem kızların yalanlarını anlayamamasıdır. Dimdik bi adam bizde iyidir kötüye yorulmaz. Normaldir yani. Ama problem şu etrafımdaki insanların bir kısmının yani daha tam olarak tanıyamadığım sadece gördüğüm ve samimi gelmeyen (sözüm meclisten dışarı kimse üstüne alınmasın) karı kılıklı olması. Yahu bi hatun için en basitinden türlü türlü şebeleklikler, veya nasıl diyeyim onla yakın olduğun için sana gülüp arkandan lafların boy boy gelmesi. Garip yani samimiyetsiz tavırları çekemediğimden belkide bu laflarım...
                Hatunlar lafım size. Biz kıskanç varlıklarız. Eski sevgili yada kanka yada kilimcinin kör kızı olsan da illaki birinden sizi kıskanabiliriz. İlgi isteriz biz, biri geldimi 2. Plana atılmak yada yapmacık davalarla eşit olmayan bi laf salatasına girmek değil. Değer görmek. Erkekler değer görmek ister. En azından ben istiyorum o ayrı konu eheh.
                Bu yazım yazı değil biraz kafamdakileri dökmek oldu. Tekrar diyorum büyük ihtimal artık kusura bakmayın... Dikkat edin kendinize. Ha bide kendinize adam akıllı bi dost bulun bulun ki en azından sırtınızı dayadığınızda kendinizi biraz daha güvende hissedin. Eyvallah sayın “Ç” desteklerin için her zaman J

Biterken çalıyordu: Dream Theater – Innocence Faded



25 Haziran 2011 Cumartesi

zikimzonik potokrafi

Ayar oluyorum bu aralar şu s.kimsonik potokraficilere. Facebook, Hi5 gibi sosyal network’leri mesken edinen hatta deviantart ta da bol miktarda bulunan bu gruplar. Bi bok yapamayan insanların oluşturduğu basit gruplardan daha fazla öteye geçebilen birşey değil benim gözümde. En basit mantığıyla konuşmak gerekirse özentilik. Zamanında bi arkadaşım bi laf etmişti. ” lisede özentilik-karı kız götürmek için gitar çalanlar şimdi ellerinde dslr makineler fotoğrafçıyım diye geziniyorlar.” Adam haklı yani sonuna kadar. Lan milyarlık makineyi alıyorsun mına koyayım. Manuel modunda çekmiyorsun? Sonra da fotoşopta veriyorsun keskinliği veriyorsun doygunluğu fotoğrafın fotoğraflığı kalmıyor en sonunda hilkat garibesi gibi bırakıyorsun. Altına da matah bi bok yapmış gibi imzanı atıyorsun. Peh lan yaşama lan sen.
Hadi konuyu dağıtmayayım daha fazla yakın bi arkadaşımın başına gelenlerden yola çıkarak yazıyorum bu yazıyı. Adam nişanlandı ve bu fotoğrafçılığı profesyonel anlamda yapıp para kazanmaya çalışan birisi. adam nişanlandığı günden beri model bulamıyor. Yahu hatunlar fotoğrafçılara sevgili olmayınca mı sadece fotoğraf çektirebiliyorlar? Yoksa bunlar “ayy onun porofosyonel fotoğğraf makinesi vaağğğ onla takılır yiyişirsem benim çok Coool fotoğğraflağımı çekeeğğ” mi diyorlar ya? 
Hadi onları da geçiyorum. Bu işten sadece karı kız kaldıran adamlara da acıyorum ben. Adam gidiyor bildiğin hiç kullanamayacağı bi makineye milyarlar sayıyor. Saçma abi bana göre kullanamayacağın, hakkını veremeyeceğin bi makineye milyarlarca para saymak. + ağır abazalıktır lan. Bana yani karı kız düşürmekten başka bi mazeret sunamıyor bu olay pek. 
Hoş ben bunları yazıyorum eyvallah da soracak olursan bende de var fotoğraf makinesi. Ama ben amatörüm arkadaş ve analog kullanıyorum 2 tane. 1’i 88 model Zenit XP12 (helios) ve Canon D300. Memnun muyum? Evet. Analog eziyet mi? Evet. Tadı güzel mi? Paha biçilemez. 
Eğer hem bakmak hemde model olarak çalışmak isterseniz bu adama ulaşın bence işleri iyi. Tamam arkadaşım ama güzel iş çıkartıyor lan. Gidip elaleme para kaçıracağınıza adam akıllı iş yapan birine verin paranızı falan. 

Karakafa

Herkes hayatında böyle saçma salak denilebileceği dönemleri yaşıyordur. Hani millette yılda 1 veyahut 2 kere olur ama bende 2 ayda bir olunca insan artık kendisinden şüphe etmeye başlıyor. En basit mantığıyla paranoyaya sürükleyen boktan olaylar dizisine yönlendiriyor seni. Bozuyo böyle seni kendini tanıyamaz bi duruma geliyorsun. Nefes alıcan almayım lan neden o kadar efor sarfedecem de nefes alıcam diyorsun.
İşte ben bu durumları her 2 ayda bir minimum olmak suretiyle yaşıyorum arkadaşım. Nemenem lanet bi adam olduğunu zaten aynaya bakmadan da farkettiğin günler oluyor o günler. Dışarıya çıkmak istemiyorsun, çıksan eve girmek istemiyorsun. Deniyorsun arkadaşlarınla belkide tanımadığın insanlarla bile geçirmeyi göze alabiliyorsun ki sadece kafanın dağılması bir an önce kendine gelebilmek için. Bi boka yaradığı oluyor mu? Hayır. Gidip kokoş karılar gibi alışverişe çıkıyorsun. Kıyafeti takmayan bi insansan ( benim gibi) elektronik eşyaya süse parayı yatırıyorsun eve gelene kadar süper bi iş yaptım lan ben diye kendini avuttuktan sonra lan ben buna verdiğim parayla neler yapardım düşüncesine girmeye başlıyorsun. Ohh buyrun haşırt gene rahatsızlık..
Kısacası bu ara böyle durumlara ya girdim ya giricem. Nefes alıyormuyum alamıyormuyum halen bilmiyorum ama baya bunaldım. Kaçıcam lan buralardan. Ama tek başıma olsun istemiyorum. Yanımda biri olsun, olsun ki benim bu zamanlarda alamadığım en basit sorumluluğu bile (misal: yemek nerde yesek lan? abi sen bilirsin bana farketmez.) yüklenebilecek bi varlık olması yeterli. Dişi veyahut erkek ne farkedecek ki 2 side aynı kapıya biri trip atarak biri direk depçik atarak yapıyor. Kısacası kaççam arkadaş. Ama kendime bi söz verdim bakalım yarın sabah kalktığımda kendime inanıyor olucam ve diyecem ki ” lan godoşlar bugün süper bi gün! ve ben bugün kendimi deli gibi egolu, kendine güveni tavan yapmış halde kısacası fevkaladenin fevkinde bi gün geçireceğim!” (unutmadan açım be abi)
Biterken çalıyordu: Testament - Return to Serenity

Durma Yağmur Durma...

bana normal bir şarkıymış gibi gelmiyor. benim oturupta böyle şarkılar dinleyipte, melankoliğin amına koymak gibi lüksüm yok. hoşlanmıyorum, sevemiyorum bu tür şarkıları, ulaşamadığım insanlar aklıma geliyor. sokakta yanınızdan geçsem ceplerinizi kontrol edersiniz, güzel bir kız beni görse ” işte bir erkek ” demekten başka birşey diyebiliceğini sanmıyorum. ama içimdeki ateşi anlatabilmek, beş para etmez biri gibi görünmek kadar kolay değil.
tüm mecazların anasını sikeyim. herkes istediği gibi dinlemeli sonuçta bu şarkıyı.
ulaşılamamazlık işte bu şarkı benim için. izmir’de yaşayan biri olarak, sikim kadar bile merak etmediğim şehirde, hiç olmamış sevgilimle neler yaşayabiliceğimi anlatıyor. güzel bir kız, size bakınca gözleri parlayan, ne sen onsuz, ne o sensiz yaşayamıyacakmışcasına bakmak. hiç sikimde olmayan, istanbul’un am içi kadar dar olan sokaklarında. ” olamayan “. saçları ıslanan, üşüyen bir kız yanınızda, montunuzdan sonra yüzünde oluşan minnattarlık ifadesi. tir tir titremesine rağmen, mutfakta ki erkek karizmasıyla yapılan birer fincan kahve. sabaha kadar sarılıp uyumak. kollarınızın, onu bir ömür boyu sarabilcek, koruyabilcek ve sevebilcek büyüklükte olduğuna inandırmak. saclarını koklamak belkide bir gecelik uykuyu umursamayarak. benim gibi bir adam için, yazması çok zor şeyler bunlar. ebesinin amı kadar büyük bir ukte benim için. böyle şeyler yaşayamıyacağım. hayalimde ki o eşsiz kızı nasıl bulabilirim ki.
kim istemez ki meslek lisesinden cıkıp, boğaziçi üniversitesine girdim. hahahahahahahha. böyle şeye ve kendime gülerim ben. garip insanlarla tanışmak, hayatını değiştirebilcek insanlarla. o kafeden bu kafeye gezen, eğlencenin kız ortamının amına koymuş insanlara, okul cantasının içinde şarap şişesiyle gezip onu içip, itiyle piçiyle her telden muabbet etmenin zevkini. ama bunu yapamam. kendimi looser olarak kabul ettiğim şu sıralarda, bunlar hayal ürünü.
cok sevdiğim kıza bile, birşey söylüyemiyorum. onu köpek gibi sevdiğimi belirtmek isterdim. onu öpmek koklamak. teklifimi kabul etmeme ihtimali yüzde doksandokuz. sırf yüzde bir için ondan uzak duruyorum. su güzelliğe bak, yanındakine bak dedirtmemek için.. tiksiniyorum böyle şarkılar dinleyince.
bu şarkıyı son dinleyişim olucak