Kafama esenler
25 Ekim 2012 Perşembe
Kırmızı
Neredeyim? Niye nefes alıyorum? Kim için yaşıyorum ya da nedir beni ben yapan? Çelişkilerle dolu olan bütün ilişkilerimiz... Çiçeğin kokusunu severken onu kopartmak, acıtmak, düşünürken kötü insanların kötü davranışlarını kınayarak. Beyazı çabuk kirletmek, siyahı temizlemek istememek. Her gece batan Güneş'in yerine Ay'a hayran kalmak. Yıldızların uzak olduğunu bile bile onları yanıbaşındaymış gibi sevmek, sevebilmek.Bazen nefret etmeyi sevmek ve sevmekten tiksinmek... En gürültülü gecede sessizi oynamak... Neyim ben? Neredeyim? Nedir bu olanlar? Az gelen çoklar, çoğalan azlar. Bencilliklerle örtülü üzerinde, iyiyi oynamak. Deli gibi sevmek birini ve..karşılıksızken yaptıkların senden hep bişeyler beklendiğini hissetmenin verdiği acıtan dokunuşlar sararken kollarını, onları sevdiğinin sarması yerine senden uzaklaştığını bilmek giderek. Araya giren mesafeler seni korkutan. Sen korkardın zaten hep...Görmedi kimse, çünkü karanlıktaydın sen en beyaz giydiğin anda bile. Belkide gözlerinin kapalı olmasıydı seni gizleyen. Sen iyi düşündün ama kötü sonuçlar doğurdun. Yanındaki görmedin, uzaktakini özledin... Gizli öznelerini gömdün kapkara siyahlarına üzerlerini pembelerinle kapladın. Renksizdin rengarenk düşlerinin haricinde...Gitsen mi kalsan mı, konuşsan mı bağırsan mı karar veremedin... Sert basan tuşların en hassas dokunuşları ruhuna eritiyordu içini yalnız. Yalnızlığın en farkındayken bazen farkındalıklarını bile görmezden gelebilmen şaşırtıyordu seni de... Ama en iyi sen biliyorsun kırmızıyı severken turuncuya ait olmak ne demek...
Kaçmak
Aşk yada yaşam benzerdir aslında. Hatalarda olacaktır illaki. Nasıl sen hayatındaki hatalardan ders çıkartıyorsan yada en azından çıkartmak için çaba sarf ediyorsan, aynı şekilde aşktan / aşklardan da ders çıkartmasını bilmelisin. Yemek yada su bunlar bile önemli değil, kazanamadığın mevki veyahut para için. Önemli olan ders çıkartmak hayatından, hatalarından, kabullenip herşeyden, değişmektir sadece sevginden. Dediklerini yutabilmektir hayat, bazen sadece kaçmayı düşünürken...
İstanbulda Sonbahar
O gün günlerden gene herhangi bir gündü. Yolda yürüyordu ama tamamen boşlukta hissediyordu kendini. Etrafındakilerin soğuk ve hissiz bakışları gene ona İstanbul gerçeğini hatırlatmıştı adeta. Saatine baktı: Saat:17'de arkadaşlarıyla buluşacaktı. Daha cebinde 5 kuruş olmadan gezeceği 3 saati varken sıkıntıdan patladığını hissediyordu. Sahile doğru yürüdü yavaş yavaş. Adımları ona her seferinde daha çok acı veriyormuş gibiydi. Kimseye bakmak istemiyordu, ona baktıklarında sadece ve sadece onun zaaflarını ve hatalarını düşündüğüne inanıyordu adeta, belkide çocukken babasından gördüğü o paranoyak davranışlar sonucunda oluşmuş bir korkuydu bu. Kendi arkadaşlarına bile gerçek ismini söylememişti, söyleyememişti...
Kadıköy Rıhtımına yaklaştı hava sanki biraz daha soğuktu, İzmir'e benzemiyordu sanki buralar. Balık ekmekçilere bakarak geçerken elini cebine attı, belki kıyıda köşede kalmış bi 5 lira çıkar umuduyla. Nafile.. Açlığını sigaradan çıkartmayı düşündü bi an 7 teki kalmıştı. Oturdu bankların birine üstünü ilikledi. Hafiften sulusepken yağmaya başladı. Sonbahar çetin gelmişti.. Çıkartıp sigarasını yaktı, ilk nefesi öyle bir ciğerlerine çekti ki içinde ölen biri olduğunu sanırsın. Bekledi bir süre hiç hareket etmiyor gibiydi. Sanki uzaktan oturduğu yere doğru bir tekne yaklaşıyordu. Ufak şirin kaç zamandır görmediği bi samimiyet seziyordu adeta onda. Her tarafın renksiz olduğu bir ortamda o sanki pastel renklerle gök kuşağı gibi boyanmış bi resimdi... Zaman sanki daha yavaş akıyordu gittikçe o güzel görüntü, yaklaştıkça daha da renkleri bulanıyordu, sanki morlarla sarılar birbirinin içine geçmiş artık o renk cümbüşünün de tadı kalmamıştı. En sonunda yanına kadar geldiğinde herşey gene simsiyahtı..
Kendini sanki pek iyi hissetmiyordu farkında olmadığı bazı şeyler vardı ama kimse de açıklama yapmıyordu ona. Hava sanki hava gibi değildi, yer sanki yer gibi değildi. Bir farklılık vardı ama çözemiyordu hiç bir şekilde. daha oturalı en fazla 30 dk olmuştu. Sigarasının bittiğini bile farketmemişti. parmaklarının ucunda köz olmuş bir izmarit duruyordu. Parmaklarının zonklaması gerekirken hiç acımaması onu hissedememesi bile çok anormaldi. Tekrar yürümeye başladı. Yerin artık ayaklarının altında olmadığını hissediyor gibiydi. Kafasında her zaman özlem duyduğu o hatun vardı. 17'de geleceklerdi. Beraber birşeyler içip belkide biraz daha yakınlaşmak umuduyla sinemaya gidiceklerdi, ama aradaki farklar nedeniyle ona hiç açılamayacaktı. Kendisi de biliyordu bunu ama her seferinde tekrar ve tekrar umut ederek denemeye çalışıyordu. Kalbinin üstün gelmesini beklediği her buluşmada kafası gene üstün geliyor ona acı çektirmekten başka bir şey bırakmıyordu..
Saat 17'ye kadar Kadıköyde gezdi, halen insanların yüzüne bakmıyordu. garip birini beklemek ve insanların yüzüne bakmamak bakamamak diye içinden geçirdi bir an. Kendine kızdı, böyle düşünmemeliyim dedi. Hatta ve hatta hiç düşünmemeliyim bazı şeyleri sadece yaşamaya çalışmalıyım dedi. Buluşma noktasına geldi. Kafasını kaldırdığı anda kızı ve 2 arkadaşını daha gördü onlara el sallamaya çalıştı ama hiç farketmediler. Hatta orda olup olmadıklarından bile şüpheliydiler. Bağırmaya çalıştıkça sanki gizli bir el onun boğazına sarılmış gibi konuşmasını engelliyordu. Gittikçe bulanıyordu herşey boğuluyordu...
Yanıma gelen şöförün dürtüklemesiyle uyandım. İneceğim durağı çoktan geçmiş olmalıydım. İşin kötüsü hiç bir laf edemeden leyla kafayla sadece otobüsten inebildim. Demin olanların gerçek mi rüya mı olduğuna inanamasam da evime gitmek istiyordum sadece... Geçerken birisine gözüm takıldı, hayattan hiç beklentisi yokmuş gibiydi. Yanına gittim ve dedim ki. Hayat düşünmek için çok kısa, sadece ne yapıyorsan şu anda yap... Adam sigarasını yaktı depderin bir nefes çekti ve ayağa kalkıp denize doğru hiç düşünmeden atladı. Sadece atlamadan önce yüzünü bana dönüp göz kırptı... Arkasından bende koşmayı denedim fakat ulaşamadım...Denizin kenarına geldiğimde denizde kimse yoktu... Tekrar yürümeye başladım. Ama kafamı kurcalayan bi soru vardı. Denize atladığında farketmiştim. Yüzü ne kadar da çok benziyordu bana...
Tiyatro
İnsan hayatı bana göre tiyatrodur. Genelde Komedi gibi görünür ama sonucu hep dramdır. İnsanlar hayatınızdan girer çıkar, yalnış kararlar verirsiniz. Aşk hayatı, aile, arkadaşlar, okul. Her zaman en kötüsü olur aslında hayatımızın da hiç kabullenmek istemeyiz. İşin kolayına kaçmak, hatta gerçekte tamamen kaçmak işimize gelir. Zaten insan gerçeklerden kaçmak istemez mi?
Hepimiz az veyahut çok her sabah evden çıkarken, okula giderken yada herhangi bir iş yaparken başka bi kişiliği oynuyoruz bu hayatta. Kimse bana aksini idda etmesin. Ufak bi yalan bile bana kalırsa başka bir kişiliğe bürünmektir. Evden çıkarsın. Okula gidersin belkide kafanda zilyon tane soru vardır. İnsanların seni öyle görmesini istemezsin o sorulardan neyin var ne oldu sorularından kaçmak en iyisidir. O günü tamamen farklı bir insan olarak yaşarsın. Eve döndüğünde kıyafetlerini çıkartıp yatağına uzandığında gene o düşünceler baktığın tavanda canlanmaya başlar...
Ben en fazla bunu yapan insanlardan biriyimdir herhalde, kendi mutluluğumu insanları güldürerek kazanan. İnsanların yüzünün güldüğünü görünce kendimi daha bi mutlu hisseden biriyimdir. O yüzden genelde hep muhabbetlerin mezesiyimdir. Biraz sakarımdır. Olayların ortasına nedense çok düşerim. Zamanında kafama saçma salak olaylardan silah bile dayanmıştır ama bunlarla bile t.şak geçmesini bilmişimdir. En azından denemişimdir. İnsanları güldürmeyi seviyorum beni mutlu eden bu. Elimden gelse herhalde hiç susmazdım...
Ben artık kendi adıma o kişiliğe bürünmüyorum. Bürünmekte istemiyorum. İnsanlar beni ben olduğum için sevsin. Hatalarım olduğu için, alkol aldığım için hatta ve hatta alkolik olduğum için, içtiğim sigarayla, üzüntülerimle, bazen saçma salak sinir krizlerimle. Artık somurtmayı özlediğimi hissediyorum. Tek satılan sigaralar gibi tek kullanımlık zamanlar değil, kendim olarak üzüntümle sıkıntımda bilinmek istiyorum. Bunları acınmak için demiyorum ama üstüme gelen şeylerden fazlasıyla yoruldum.
Bazen somurtmakta bir nevi güldürmek değil midir ki hayata?
11 Kasım 2011 Cuma
hikayeciğin sonu...
O yönde giderken işlerin daha çok sarparsardığını farketmeye başladım. Sanki başımda fazladan bir ağrı daha vardı ve bu ağrıyı matrix ceketli adamda çekiyor gibiydi. Yüzü ses yaklaştıkça daha da fazla donuklaşıyor ve acı çektiyordu. Neden gidiyoruz lan biz bu sese doğru dedim? Matrix ceketli adam kısa ve net bir şekilde, kaderin bizi götürdüğü yere, seç kendi kaderini ve yaşa dedi. Beynimden vurulmuş gibiydim. Son 15 dk’dır yaşadığım herşey bana o boş yaşamımdan ve çektiğim acılardan daha fazla acı vermişti. Gönül adamıydı bu adam ve hissediyordum gittiğimiz yerde daha da fazla acı çekecektik.. x6 nın oradan gürültüler geliyordu bi anda koşmaya başladım ama matrix ceketli adam kollarını açmış sanki onları bekliyor gibiydi. Gecenin o kör karanlığında gene o ceketinden bir şişe daha votka çıkartmış deli gibi içiyordu. “lan bu nasıl bir bersek lan” demekten kendimi alı koyamadım. Bir anda farkettim ki parlıyordu sanki o kız gibiydi, para gibi değildi.. Yanına koştum bir gecede bu kadar olaydan sonra yanımdan kaçıp gidecek o sahte arkadaşlıklarımdan birini değil benimle aynı kaderi yaşadığım insanın yanına gitmeliydim ve hayatımda ilk defa cesur olup bazı şeyleri paylaşıp göğüs germeyi öğrenmeliydim. O sırada farkettim ki bende parlıyorum herşey sanki aşırı kararmış gibiydi. Tam o sırada hiç beklemediğim birşey oldu. Adamlar geldiğinde bizi kutluyorlardı. Matrix ceketli adam herkeze votka dolduruyordu. Meğer o x6’daki adam büyük bir mafyanın başıymış. Halk kahramanı gibiydik. Herkez herşeyi bize veriyordu. Kendimi bir mesih gibi hissetmiştim ki matrix ceketli adam kafama bir şişeyle vurana kadar..
Rüya mıydı yoksa gerçekmi hatırlamıyorum ama kalktığımda bomboş bi dünyadaydım. Sadece 3 kişi vardı. Ben,matrix ceketli adam ve o kız… o kızı unutamıyordum. Onun kadar parlak olabilen bir şeyi hayatımda görememiştim. Sanki bizim acı çeken ama her zaman gerçekleri söyleyen bir yansımamız gibiydi. Kabullenemediğim her şeyi bana söyleyip alaycı bir şekilde yüzümüze gülücek gibi duruyordu. Matrix ceketli adam tam bunları düşünürken şunları dedi;
- Gitmem lazım dude, artık görevim bitti.
Ne demekti ki bu?
Ne saçmalıyorsun demek geçti içimden ama sustum..
26 Eylül 2011 Pazartesi
hikayecik
o gece çok içmiştim, bardan kalkıp gitmek istiyordum, ama galiba zor yürüyordum yalnız, bir şişe efesin bana eşlik etmesini istedim. sokakta bira şişesiyle gezmenin yasak olduğunu biliyordum, barlarla dolu sokakta, yollar ıslaktı barların loş tabela ışıkları yerlere yansıyordu. kimseyi siklemeden biramı içmeye devam ediyordum. köşede matrix çeketli bir eleman vardı. ilk bakışta 60 yerinden bıçaklayasın geldi ama iyi bir çocuk gibiydi. arkasından yavaşca yaklaştım.. telefondan durum girmekteydi.. " yahu herkezin icinde de ne yazarlik varmis ha. hepiniz mubarek dokturuyosunuz gece gece ".. bira şişesi o an elimde magnum gibi göründü, bilmiyorum alkolün tehsiriydi galiba. dudaklarımdan şu kelimeler döküldü, iğrenç bir aksanla.
- şat tı fak ap !
- şat tı fak ap !
- hıı " dedi matrix ceketli adam..
- utanmıyor musun ulan burada durum girmeye
- yok abi ne utanıyım, işimiz bu
- hadi ya başka işlerin var mı senin ?
matrix ceketli eleman yavaşca ceketini iki yana ayırdı, envai çeşitte keyf verici madde vardı, her zevke uygun bir adamdı. ceketinin sol tarafı tüm rusya'yı iki gün sarhoş yapabilecek kadar alkolle doluydu. saşırmıştım, elimde ki bira şişesi bir anda şat bardağına dönüşmüştü. halen şaşkındım. sağ tarafında ise tüm abazanlara yeticek kadar kız vardı.(şişme) şaşırdım, üstelik bu adam ali ağaoğlu gibi gülebiliyor, ve laflar edebiliyordu. gözlerimi ovuşturdum. başıma gelebilecek en iyiyle kötü şey buydu. benimkinden daha iğrenç aksanla, matrix çeketli adamın dudaklarından şu kelimeler döküldü,
- kam'on dude, yu vana parti ?
- utanmıyor musun ulan burada durum girmeye
- yok abi ne utanıyım, işimiz bu
- hadi ya başka işlerin var mı senin ?
matrix ceketli eleman yavaşca ceketini iki yana ayırdı, envai çeşitte keyf verici madde vardı, her zevke uygun bir adamdı. ceketinin sol tarafı tüm rusya'yı iki gün sarhoş yapabilecek kadar alkolle doluydu. saşırmıştım, elimde ki bira şişesi bir anda şat bardağına dönüşmüştü. halen şaşkındım. sağ tarafında ise tüm abazanlara yeticek kadar kız vardı.(şişme) şaşırdım, üstelik bu adam ali ağaoğlu gibi gülebiliyor, ve laflar edebiliyordu. gözlerimi ovuşturdum. başıma gelebilecek en iyiyle kötü şey buydu. benimkinden daha iğrenç aksanla, matrix çeketli adamın dudaklarından şu kelimeler döküldü,
- kam'on dude, yu vana parti ?
parti isteğini kabul etmek zorunda kalmıştım, beni meraklar içine sokan bu adamı tanımalıydım. sokakta adım atarken, sanki daha önce bunları yaşadım gibi hissettim, tüm dejavuların amg dedim.. matrix ceketli adamla yürümeye devam ederken, ıslak kaldırıma oturmuş bir kız gördük. ikimizinde ağzı açık kalmıştı, neredeyse çıplak gözle bakamıyacak kadar parlaktı, sonra ışık kayboldu ve daha önce hiç bu kadar güzel bir kız görmemiştim. ceketli elemanda benimle aynı fikirde olmalıydı.. kızın göz yaşlarından makyajı akmıştı, yağmurdan da saçları ıslanmıştı.. birden matrix ceketli adam onun yanına doğru yürümeye başladı, dizlerinin üstüne çökmüştü. bir kaç kelime konuştu güzel kızla, böyle bir adamdan böyle etkileyici şeyler görmek beni şaşırtmıştı.. kız göz yaşlarını silmişti. matrix ceketli adam bana doğru yürümeye başladı, adımlarını hızlandırmaya başladı, galiba beni kesicekti. ve birden durdu. ceketini arkasına doğru batman gibi savurarak döndü. kıza doğru yürümeye başladı. gözleri bir aslanın ki gibi parlıyordu. kızı belinden kavradığı gibi yanında duran çöp kontenyırnın içine attı, kapağını sertçe vurdu.. çöp kontenyırını, zincirini koparmış hayvan gibi tekmeliyordu. kızın kedi gibi bağırması ona sapıkça haz veriyordu, korkumdan arabanın arkasına saklandım.. ha siktir dedim bağrarak, adam bir anda dünyanın en iyi erkeğinden, berserk moduna girmiş bir iblise döndü..
martix ceketli adam bağrıyordu;
- lan ne kadar bağrırsan bağır, benim kalbim kadar bağramazsın,
gönül adamı olduğunu farkettim,
- sarışın adam bu gece bütün, alkoller bizim..
böyle bir yaratık ve kafa adam daha önce görmemiştim, bağrarak;
- wat dı hel iz goying on ?
martix ceketli adam bağrıyordu;
- lan ne kadar bağrırsan bağır, benim kalbim kadar bağramazsın,
gönül adamı olduğunu farkettim,
- sarışın adam bu gece bütün, alkoller bizim..
böyle bir yaratık ve kafa adam daha önce görmemiştim, bağrarak;
- wat dı hel iz goying on ?
bu sözlerim onu durdurmaya yetmişti, eski türk filmlerinde orospuların suratına tükürür gibi tükürdü çöp tenekesine. omzuma elini koydu gidelim buradan dedi.. nasıl olmuştu da bu adam böyle davranmıştı anlayamamıştım. gideceğimiz yere bir 3 sokak kalmıştı..yeni girdiğimiz sokakta bir kaç adım atmadık, öyle bir ışık parladı ki, az önceki yanında ateş böceği gibi kalıyordu. " lan yine mi bu yaratık birine saldıracak " dedim içimden.ikimizde yine ağzı açık şekilde olup biteni izlemekteydik. tamamen yanılmıştık, parlayan aslında paraydı. yanımızdan süratle bir x6 geçti parlayan aslında angel eye farlarmış. geçerken üstümüze öyle bir su sıçrattı ki, kurbağa dönmüştük. " şükürler olsun ki, ucuz yırttık " demeye kalmadı. martix ceketli adam bir saniye duraksadı, sanki zaman yavaş akmaya başlamıştı. elini ceketinin sol cebine attı, korkudan yine siper almıştım. eline bir litrelik bir votka şişesi almıştı onunla ne yapabilirdi ki 30 40 metre uzakta ki arabaya.. elindekini öyle savurdu ki, ben daha önce böyle bir şeyi tsubasa izlerken görmüştüm. votka muz gibi bir istikamet izleyerek kos kocaman x6'nın arka camında patlamıştı. camın patlamasından ürken adam, az önce kalktığım barın içine girmişti. bağrış sesleri olmadığına göre geberen olmamıştı. bu biraz rahatlatıcı olmasına rağmen kazaya sebebiyet verdiğimiz araba için ömrümüzü satsak yeterli olamazdık..
kafamı yaratığa doğru cevirdim, sırtı bana dönük bir şeyler fısıldadı.
- tanrıya inanır mısın sarışısın adam ?
- ay em not e kafir but not yet e mümin !
kafamı yaratığa doğru cevirdim, sırtı bana dönük bir şeyler fısıldadı.
- tanrıya inanır mısın sarışısın adam ?
- ay em not e kafir but not yet e mümin !
Damn dreams.
ne dediğimi bilmiyordum, çok şaşırmıştım, korkmuştum. gözlerime inanabileceğim hiç bir şey yoktu ortada. bunların hepsi kötü bir şaka olmalıydı. yada bir rüya, yada fazla içmiştim o akşam. bu adam neyin nesiydi lan !
- bunu yapmalıydım
- neyi ?
- bunun bedelini ödemeliydi
- bizim götlerimizin bedelini kim ödeyecek ulan !
- sakin ol sarışın adam, in god we trust
- ne gadı ne trastı lan !!!
- bunları düşünme sarışın adam, keyfimize bakalım
her yer bunalıklaşmıştı. " keyfimize bakalım " binlerce kez beynimde çınlamıştı, her hücresine girdi bu kelimeler..
- evet keyfimize bakmalıyız..
neden burda içtiğimi hatırlattı bu adam bana, tekrardan.. beni bu hale sokanları hatırlattı. saklandığım arabanın arkasından doğruldum ve yakamı silktim..
tekrardan yürümeye başladık, hiç bir şey konuşmuyorduk. gecenin sessizliğini, adeta " hayatımı siktiniz " ulan dercesine inleyen bir elektro gitar bozdu.. acaba bizi yine nasıl bir macera bekliyordu. matrix ceketli adamla yavaş yavaş sese doğru yönelmeye başladık.. bu beni korkutuyordu,
- damn vill gad sev as ?
ne dediğimi bilmiyordum, çok şaşırmıştım, korkmuştum. gözlerime inanabileceğim hiç bir şey yoktu ortada. bunların hepsi kötü bir şaka olmalıydı. yada bir rüya, yada fazla içmiştim o akşam. bu adam neyin nesiydi lan !
- bunu yapmalıydım
- neyi ?
- bunun bedelini ödemeliydi
- bizim götlerimizin bedelini kim ödeyecek ulan !
- sakin ol sarışın adam, in god we trust
- ne gadı ne trastı lan !!!
- bunları düşünme sarışın adam, keyfimize bakalım
her yer bunalıklaşmıştı. " keyfimize bakalım " binlerce kez beynimde çınlamıştı, her hücresine girdi bu kelimeler..
- evet keyfimize bakmalıyız..
neden burda içtiğimi hatırlattı bu adam bana, tekrardan.. beni bu hale sokanları hatırlattı. saklandığım arabanın arkasından doğruldum ve yakamı silktim..
tekrardan yürümeye başladık, hiç bir şey konuşmuyorduk. gecenin sessizliğini, adeta " hayatımı siktiniz " ulan dercesine inleyen bir elektro gitar bozdu.. acaba bizi yine nasıl bir macera bekliyordu. matrix ceketli adamla yavaş yavaş sese doğru yönelmeye başladık.. bu beni korkutuyordu,
- damn vill gad sev as ?
6 Temmuz 2011 Çarşamba
Takıntılar
Takıntılar insan hayatının en önemli parçalarından biridir bana göre. Sizi siz yapacak denli şeyler sunar başka insanlara. Tamam belki çok iyi bir olay değil insanı deliliğe kadar götürüyorlar ama size özgü birşey olması en azından daha iyi şu tek düzeleşmeye başladığımız günlerde...
Örnek olarak kendi takıntılarımdan bahsedeyim diyorum. Mesela sigara üzerine çok fazla takıntım var. Dünyanın en pahalı veya en güzel sigarası sunulsa dahi bir kere tadıp beğenmediysem içemiyorum. Malbuş’çularla halen o yüzden hafif bi tartışma halindeyizdir. Ben Monte Carlo Red içiyorum ha bulamadığımda Samsun 216. 2’side en azından düzgün sigaralar bana göre. Milletin saçma salak yorumları altında ne kadar çok eziliyor olsalar da bence çoğu pahalı markadan iyiler. Konuya geri dönecek olursak, Mesela sigaradan ilk aldığım fırt %99.9 içe çekilmeden dışarıya gider. 2. 3 .’den sonra içime çekmeye başlarım. Sigarayı ilk başta yakmadan ağzımda tutarım bi süre. Yürüyerek içemem bu zıkkımı. İllaki 2 dk bi yerde ya oturucam yada bekleyecem. Yürürken içtiğimde zevk alamam ben bana göre. Mesela sigaradan keyif almamaya başladığım zaman 3 fırtlık bi kural işlenir bende. Son 3 fırtımı alır söndürürüm, tabii bu normal bitirmelerde de dahildir. Her zaman son 3 fırt çekilir ardı ardına. Sigara izmarite kadar içilmez bence, yazıya tam gelince söndürülmelidir. Söndürülen sigara yamuk yılık değil elden geldiğince düz bir şekilde sönmelidir, eğip izmaritin ağızlık tarafıyla bastırarak söndürmekten nefret ederim. Hele hele o söndürme sonrasında hiç bir şekilde izmaritte yada kül tablasında yanan sigara kalmamalıdır. Hepsini itina ile söndürdükten sonra rahat edebilirim ancak...
Türlü elektronik eşyalarda hepimizin herhalde kombinasyon takıntıları vardır. Bende özellikle Müzik seti, tv ve ses göstergesi olan her türlü alet edevatta çift sayıları yakalama yada süre gelen rakamları tutturma isteği vardır. İçim rahat etmez bir türlü. Mesela cep telefonlarında mesaj hafızam 2000 ü tam vurduğunda komple silerim mesajları tek tek yada başka rakamlarda değil sadece 2000’de. Telefonun hafıza kartı çıkınca genelde wallpaper melodi vs gibi ayarları 0’lanır. En nefret ettiğim bi olaydır. İllaki o telefonda mesaj sesi de arama sesi de wallpaper ‘da hep aynı kalmalıdır. Saçma salak nokia tune vs. Çalmasından nefret ederim telefonumdan, Bi ara samsunglarda aynı vaka vardı çünkü 4-5 tane melodiyi (e250’lerin patladığı zamanlar) telefonlarına koyan akıllı Samsung çalışanları, başka bir alternatif bırakmadıkları için herkez o ara aynı melodilerle karşılaşıyordu. 3310’un patladığı zamanlardaki kapak krizi gibi düşünün biraz bu olayı. Devam edeyim ben, telefonum her daim yanımda olmalıdır benim. Şarjı tam, elimi attığımda hemen görebileceğim bir yerde, mümkünse sesli bi konumda. Hani bazı insanların silahsız gezemedikleri gibi düşünün telefonsuz kendimi cidden çıplak gibi hissediyorum. Komünikasyon hakkımı ve insanları aklıma düştükleri her zaman aramak hoşuma gidiyor ben ne yapayım?
Gitar çalarken ise işler biraz daha değişiyor. Jag gitara bağlanmadan önce illaki askılıktan geçmeli, nizami bir şekilde durmalıdır. Pot’larım düzgünce yerleştirilmiş herşey nizami olmalıdır. Mesela tek bir tür pena kullanabiliyorum. Başka bi pena kullanamıyorum kullanırsam elim ayağım tıkanmış gibi oluyorum. Penamla aramda çok güçlü bi bağ var. Ha bu arada herkeze öneririm: “Ibanez Paul Gilbert Signature” çok stabil ve rahat bi pena. Argo olacak ama pena emmeye de geliyor gömmeyede. Ne türe çekerseniz orda varlığını hissettirebiliyor. Elime pena almadan önce illaki bir süre o penayı parmaklarımda çevirmek zorundayım yoksa çalamıyorum. Bu çevirmeler bazen 5-6 dk’yı varan sürelere ulaşabiliyor.
Yeni bilgisayar aldığım bu günlerde asıl problem ekranımın parlaklığı. Oyun harici ne yaparsam yapayım o parlaklık 0 da olmalı. 1 dk bile dursa gözlerim sanki oyuluyormuş gibi geliyor. Tek oyunda değiştiriyorum ayarı zaten o da önceden olan presetlerde var. Sizde de oluyor mu bilmiyorum da şu bilgisayarın ekranında birşeyler aramadan önce, biriyle konuşurken yada sadece can sıkıntısından “sağ klik” + “,Yenile” yapıyormusunuz? Bende ağır takıntı haline gelmiş durumda bu .
Eski sevgililerimle ilgili olan herşeyi 30 yıl geçse dahi üstünde atmama takıntımda var. Atılması gereken şeyler eyvallah da sonuç olarak birşeyler yaşamışsın iyi yada kötü bitmiş ama bunun o zamanlarda sana verdiği mutluluk ve o zamanlardaki önemi,değeri paha biçilemez olduğundan atmaya kıyamıyorum desem yeridir. Alınan hediyeler vs. Düzenli bir şekilde kimsenin elleyip göremeyeceği bi biçimde saklıyorum. Özelim lan kimseler görmesin isterim en doğal hakkımda bu yani. Haksızmıyım??
Herhangi bir elektronik eşya satan mağazaya gidince ( Best Buy, Mediamarkt, Vatan, vs.), ki o atari salonları zamanlarını hatırlayanlar varsa yanınıza gelip duran illaki bi velet olur. Abi o adam böyle dövülecek, şurda şunu yapacaksın, abi geçemiyorsan versene. İllaki orda senin götünün dibine girme çalışmaları oyununa müdahale etme isteği had safhada. Bu veletlere karşı tahammülüm hiç yok. Ağır bi şekilde bunları dövme, korkutma ve kaçırma takıntım var. 2 dk orda oyun, ürün deniyoruz yada gidip eğlenmeye çalışıyoruz. Gelip zevkimin içine sıçan adama karşı tahammülsüzüm. Arada ekrana kadar gelmiyorlar mı birde açım kapanıyor daha da bir gıcık oluyorum, rage’ye bağlıyıp hepsini dövüyorum olmuyor. Sonra 2 saat veletlerin aileleriyle uğraş vs...
En büyük ve en saçma denilebilecek takıntım. Birisi benim eşyamı kullanıyorsa, yakınlık seviyesi ne olursa olsun umrumda değil, rica etmesini bilmeli. Bi insanın eşyalarını kullanıyorsan o adama saygı duymak zorundasın. Belki senin paran bok olabilir ama ben 11 sene bekledim mesela sadece kendime ait düzgün bi bilgisayar almayı. Şimdi birisi gelip la bu ne la diyip dalsa direk ayarlarımı vs. Kurcalasa onu eşşek sudan gelinceye kadar döverim. Ellemeyin arkadaşım benim eşyalarımı benden izinsiz! Zaten ben size her konuda derim abi keyfine bak takıl vs. Diye 2 dk sabret bekle .mına koyayım. Benim mallarımla aramda (özellikle gitarlarım, elektronik eşyalarım ve kitaplarım) özel bi “kullanıcı-eşya” ilişkisi vardır. Benimsemediğim, sevmediğim birşeye para verip almam. Trilyon kere araştırırım. O konuda gerçekten bilgi sahibi olduğumda alırım o ürünü. Ondan çok bilmiş bi herif olduğum söylenebilir. Doğruluk payı çok yüksektir.
Bu yazı iyi oldu tekrardan baktımda sigara dışında özel bi takıntım yokmuş ya. Klasik her insanda olabilecek takıntılara sahibim. Şaka maka mutlu oldum baya. Eğer sizinde extreme takıntılarınız falan var ise buraya yazın. Okumak hoşuma gidecektir, en azından yanlız hissetmem kendimi emin olun J
Biterken çalıyordu: Symphony X – King of Terrors
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)